Afrika kıtasındaki şehirler arası ulaşımda Avrupa ve Orta Doğu merkezli bağlantılara olan bağımlılığı azaltmayı amaçlayan Etiyopya, tarihinin en büyük havacılık yatırımına adım attı. Başkent Addis Ababa’nın 50 kilometre güneydoğusunda inşasına başlanan Bishoftu Uluslararası Havalimanı, kıta içi doğrudan uçuşları artırarak Afrika’yı küresel bir lojistik merkez haline getirmeyi hedefliyor.
Projenin başlangıcında, Ocak ayında ilk kazmanın vurulmasıyla birlikte 2030 yılında iki pistle faaliyete geçmesi ve yıllık 60 milyon yolcu kapasitesine ulaşması bekleniyor. İlerleyen aşamalarda ise bu kapasitenin 110 milyon yolcuya çıkarılması planlanıyor. Bu rakam, mevcut verilere göre dünyanın en yoğun havalimanı olan Atlanta Hartsfield-Jackson’ın kapasitesini geçecek bir ölçekte.
12,5 milyar dolarlık bütçenin yönetimi ve finansmanı şu şekilde planlanıyor: Proje yürütücüsü Ethiopian Airlines, maliyetin %30’unu kendi kaynaklarıyla karşılayacak. Kalan 8 milyar dolarlık finansman için ise ABD, Çin ve İtalya ile görüşmeler sürdürülüyor. Uzmanlar, bu büyüklükteki bir fonun hızlı bir şekilde temin edilmesinin projenin zamanlaması açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtiyor.
Bole Uluslararası Havalimanı’nın kapasite sınırlarına ulaşması, yeni bir merkez ihtiyacını zorunlu kıldı. Yeni havalimanı, sadece yolcu taşımacılığında değil, aynı zamanda kargo kapasitesinde de önemli bir merkez olma hedefindedir. Yıllık 3,73 milyon ton kargo kapasitesi hedeflenmesi, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Alanı (AfCFTA) hedefleriyle uyumlu bir şekilde ilerleyecektir.
Bishoftu, Ruanda’daki Bugesera ve Fas’taki genişleme projeleriyle rekabet etmekte olup, Dubai veya Doha gibi uluslararası bir aktarma merkezi olmayı hedefliyor.
Ayrıca, Bishoftu projesi, Afrika Kıtası Hava Taşımacılığı Tek Pazarı (SAATM) girişiminin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu sistem, 38 ülkenin dahil olduğu serbest uçuş imkanı sağlayarak yolcu trafiğini %141 artırmayı ve bilet fiyatlarını %35 oranında düşürmeyi öngörüyor. Havalimanının başarısının, sadece fiziksel altyapı ile sınırlı kalmayıp; vize serbestisi, gümrük sistemleri ve demiryolu entegrasyonu gibi destekleyici politikalara da bağlı olduğu vurgulanıyor.